7'den 70'e Okçuluğa Başlamak İsteyenler İçin Okçuluk Başlangıç Setlerimiz Sizler İçin Hazır

Türk Okları’nın Gruplara Ayrılması

Türk Okları’nın Gruplara Ayrılması


Birazdan okuyacaklarınız, Topkapı Sarayı’ndan sahaya uzanan bir serüven…

Oklar sadece bir çubuk değildi!
Osmanlı okçuluğunda, özellikle ok yarışlarında karışıklığı önlemek için, okun boyuna yarışmacının adı ya da işareti konurdu.
Ama bu uygulama, daha çok 19. yüzyılda yaygınlaştı ve çoğu zaman sadece bir harf ya da basit bir işaret yeterli görüldü.

Türk okları beş ana kategoriye ayrılırdı:

  • Menzil okları (uzun mesafe)
  • Puta okları (hedef atışı)
  • Tirkeş okları (savaş)
  • Meşk okları (antrenman)
  • İdman okları (spor)

Her birinin ağırlığı, uzunluğu, endamı, yapısı ve süslemeleri farklıydı.

Topkapı Sarayı’nda 3000’e yakın ok var!
Bunların yarısı savaşta kullanılan tirkeş okları.
Geri kalanları ise çok çeşitli tiplerde, ancak bazı türlerin belgelerde tanımı yapılmadığı için farklarını anlamak zor.

Yaylardan farklı olarak, okların tarihini tespit etmek zordur.
Üzerine usta adı veya yapım yılı yazmak adetten değildi.
Özellikle süslemesiz okları tarihlendirmek, neredeyse imkânsız.

Son söz:
Bir Osmanlı okunun üzerinde gördüğünüz küçücük bir harf, belki de yüzyıllar önce bir şampiyonun imzasıdır.

#OsmanlıOkçuluğu #Tarih #Okçuluk

Osmanlı okçuluğunda özellikle ok koşularında karışıklığı önlemek amacıyla okun boyuna yarışmacının adı veya özel işareti konulurdu. Bu uygulama daha çok 19. yüzyılda yaygınlaşmış olup çoğu zaman yalnızca bir harf ya da basit bir işaretle yetinilirdi.

Türk okları, kullanıldığı yer ve amacına göre beş ana gruba ayrılırdı: menzil okları, puta (hedef) okları, tirkeş (savaş) okları, meşk okları ve idman okları. Bu türler kendi içlerinde de farklı cinslere ayrılır; ağırlık, uzunluk, endam, yelek, gez, soya ve temren yapıları bakımından değişiklik gösterir.

Topkapı Sarayı Müzesi’nde yaklaşık üç bin ok bulunmakta ve bunların yarısı tirkeş oku olarak ifade edebileceğimiz savaş oklarıdır. Geri kalan kısımda ise belgelerde tanımı net olarak yapılmamış, ancak biçimsel farklılıklar barındıran çok çeşitli oklar yer alır. Yaylarda gözlemlenebilen devir ve yapım farkları oklar üzerinde belirgin şekilde izlenemez. Usta adı veya yapım yılı yazma geleneği bulunmadığından, özellikle süslemesiz okların tarihlendirilmesi neredeyse imkânsızdır.

Ünsal Yücel, Türk Okçuluğu, Ankara, 2015

Bu gönderiyi paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir