7'den 70'e Okçuluğa Başlamak İsteyenler İçin Okçuluk Başlangıç Setlerimiz Sizler İçin Hazır

Osmanlı’da Kabak Atışları

Osmanlı’da Kabak Atışları

Osmanlı’da “kabak atışları” dendiğinde akla, at üzerinde dört nala giderken uzun bir direğin tepesindeki hedefe ok fırlatmak gelirdi.
Bu hedef çoğu zaman bir kabaktı ama büyük yarışmalarda altın veya gümüş kupalar da olurdu.

Kökleri Orta Asya’ya uzanan bu gelenek, Türkmen boylarından Osmanlı sarayına kadar uzandı. Düğünlerde, şenliklerde, hatta sultanların huzurunda düzenlenirdi.

1267’de Sultan Baybars, başkentte “Meydanü’l-Kabak” adında bir hipodrom yaptırdı. Burada atlı okçular, tepedeki kabak içinde duran güvercine ok atardı. Vuran, rütbesine göre ödüllendirilir; çoğu zaman hilat giydirilirdi.

Kabak okçuluğu sadece bir spor değildi; cesaret, nişancılık ve görkemli törenlerin bir parçasıydı. Bugün ise tarihin sayfalarında yaşayan eşsiz bir miras…

#Osmanlı #Okçuluk #Tarih #KabakAtışları


Kabak okçuluğu (remvü’l-kabak), İslam ülkelerinde yaygın olarak görülen ve uzun bir direğin tepesine yerleştirilen hedefe, at üzerinde dörtnala giderken ok atma esasına dayanan bir spor dalıdır. Ortaya çıkış yeri kesin olarak bilinmemekle birlikte, at üzerinde ok atma geleneğinin göçebe Asya kavimleriyle yakından ilişkili olduğu düşünülmektedir. “Kabak” kelimesi Türkçe kökenlidir ve Arapça ile Farsçaya da kabak-bâzî veya kabak endâzî şeklinde geçmiştir. Türkmen boylarından çıktığı anlaşılan bu gelenekte, Türk beyleri direk diker, başına kabak geçirir ve düğünlerde veya eğlencelerde ona ok atarlardı. Daha sonraları hedef olarak farklı nesneler kullanılsa da kabak sembolü gelenekte yerini korumuştur. Önemli yarışmalarda ise kabak yerine altın veya gümüş kupalar hedef yapılır, bu tür yarışmalara katılan okçular da kabak atışlarını idman olarak sürdürürdü.

Kabak atışlarının bilinen en eski kayıtları 13. yüzyıla aittir. Memlükler döneminde I. Baybars, Kalaun ve El-Eşref Halil zamanında kabak atışları büyük ilgi görmüştür. Sultanlar ve emirler, doğum ve sünnet törenlerinde kabak yarışmaları düzenlerdi. I. Baybars, 1267’de başkentte bir hipodrom yaptırarak buraya Meydanü’l-Kabak adını vermiştir. 1293’te Sultan Melikü’l-Eşref, Kahire dışında bir meydana altın veya gümüşten yapılmış bir kabak yerleştirip içine canlı güvercin koydurmuş; atlı okçular hızla giderken buna ok atardı. Kabak ve kuşu vuran okçu, rütbesine göre ödüllendirilir, çoğu zaman hilat giydirilir ve kabak ödül olarak verilirdi.

Ünsal Yücel, Türk Okçuluğu, Ankara, 2015.




Bu gönderiyi paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir